Dienstag, 24. November 2009

Serayê’ye tepkiler

Serayê’ye tepkiler

04 Ekim 2006

SELİM FERAT 


Delîl Dîlanar’ın “Serayê” albümünün “Serayê” ve “Qasimo” müziklerinin sosyal yansıması üzerinde yaptığım kısa değerlendirmeye dair, eleştiriler aldım.


Ortalık kan gölü iken, Serayê’yi konu almamı eleştirenler yoğunluktaydı.


İlk tespitim, gözümüzün baktığı alanı daraltmamakla ilgilidir.


Yaşam da bir senfoni gibidir.


Bu albüm bir yaşam hikayesi gibidir. Tahminlerimi sizinle de paylaşmak istiyorum:


Serayê albümünde, senfoninin iki bölümü var. İkisini birbirinden uzak tutmak imkansız gibi.


Qasımo ikinci parçadır. Birinci parça Hogir, çorak topraklardan insana ulaşmak için hareket eden, bir hatırlatmadır. Hogir, hafızada saklı olan Qasımo’nun hikayesinin canlanması için yapılmış oluyor.


Sonrasında Qasımo yarası açılıyor.


Dîlanar, Serayê’ye ulaşmak için, albümü süsleyen, “Zar bûma” gibi müziği ve sesi üst kademede bir parça sunarken, Kürt dünyasındaki alışılagelmiş müziğin pençesinden kurtulmadığını gösteren “Em azadixwaz in” parçasını okuyor.


Sonra Serayê doğuyor. Seraye bor Orkan gibi, sadece Qasımo’daki iniltiyi umut ve cesarete dönüştürmekle kalmıyor, aynı zamanda “Em azadixwaz in” müziğinin alışılagelmiş tembel dünyasını darmadağan ediyor.


Serayê’den sonra yorgun düşen Dîlanar, hemen “Ez welat im”ı müzik yürüyüşüne dahil ediyor. Delîl sanki Serayê gelecek korkusuyla, “Em azadixwaz in”ın sözlerini ve müziğini, hiç Dîlanar tadı olmayan, başka bir sanatçıya ihale ediyor.


Serayê’den sonra ise, “Ez welat im!”ın sözlerini Delîlce bir fırtınaya dönüştürmeyi unutuyor.


Qasımo’daki müziğin iniltisi, Serayê’daki müzik ve sözlerin gurur dünyasında umuda dönüşüyor.


Serayê’yi yaparken Dîlanar’ın yüksek düzeyde bir “trans” yaşadığına inanıyorum. Serayê’yi yapmadan önceki Delîl ile Serayê’yi yaptıktan sonraki Dîlanar arasında büyük bir fark olduğunu biliyorum.


Qasımo’nun müziği, Serayê’ye çıkan önemli bir basamaktır.


Qasımo, seksenli yılların başında, bir kaset yaptıktan sonra sanat yaşamına son veren, ender seslerden biri “Behzat” tarafından okundu.


Behzat, “Qasımo nenal!” dediğinde, birkaç duygu aynı anda beliriyor: İnilti, ağıt, yara, hırs, intikam duygusu...


Savaş ve barışın içiçe yaşadığı o diyarlara dair konuşurken, sanatın ertelenemez olduğunu düşünüyorum.


Müziğin mücadele yaşamına hükmedebileceğini, bestesini yapmak istediği yaşam dünyasında, “Hewler” parçasına sığdıran Serhat, Serayê’nin başka bir çığlığıdır. Hewler ve Serayê, ikisi de savaş ve barış arasında sıkışan dünyada yaşayanların, geçmiş ve geleceklerinin söz ve müzik profilidirler.


Yani bizim dünyamızın müziği.


Bir eleştiri de, Kürt müziğinin son yirmi yılının önemli seslerinden biri, Xelîl Xemgîn’e ait. Bir şikayet notu...


Xelîl Xemgîn’in bir sayfaya yakın notunu okuduğumda, bir tabloya ulaştım:


Sanatçılar başka bir dünyada, yazarlar başka bir dünyada yaşıyorlar! Müzik yapanların nağmelerine ve sedalarına kulak kabartan kalem sahiplerinin yürekleri yokmuş gibi.


Xemgîn’in notunu, yıllarca Sezen Aksu’nun parçaları eşliğinde kalem çalanların, Kürt müziğine mest olmamasının “bilinçli veya şuuraltı” dünyasını sorgulayan bir şikayet mektubu olarak tercüme ediyorum.


Bu şikayeti yorumlayan kısa bir notu aktarmak istiyorum: “Kültür, öncelikli amaçtan -yani gereksinimlerin tamamen tatmin edilmesinden- başarılı feragat edildiği yerde, başlar” (Herbert Marcuse).


Kısacası, gereksinimlerin tatmininin sınırsız olduğu yerde, kültür yoktur.


Selimferat@aol.com

Seraye

Seraye

27 Eylül 2006

SELİM FERAT 


“Savaş ve barış gibi bir davadır bizim diyarların davası!”


Kürtler kan kustuklarında, barıştan bahsederler...


Ovalarına burukluk, vadilerine ağıtların döşendiği o diyarları nasıl anlayabilirsiniz ki?


Kürtlerin yaşadıkları tabiatın buruk görüntüsü var, sedasını ise Qasımo’da duydum.


Kürtlerin dünyasına musallat olmuş eziklik duygusundan kurtuluşun nağmelerinin saklı olduğu bir şahesere tanık oldum.


Serayê’yi dinledikten sonra, dünya eskisi gibi değildi artık.


Serayê’nin ritmiyle sarhoş, sırtlanlara yasak o coğrafyada, süzülüşünün sınır tanımadığı, adressiz bir kelebeğin kanatlarında, yurt aradım.


Serayê’yi bizimle tanıştırarak ortalıktan kaybolan sesin sahibi bizi, Serhat’ın sert tabiatına savurarak, şefkat ve gurur yüklü müziğin şifresinde saklı duran bir kadına aşık etti: SERAYÊ


Serayê’ye aşık olanların tek bir kaderi var: Beklemek!


Bekleyeceksiniz, ama nasıl?


Serayê’ye o kadar uzak bir diyarda ki!


Müziğin umutla başladığı bu parçanın hiç bir anında hüzün bulamayan dinleyici, “Serayê” albümünün ikinci şarkısı “Qasımo”ya sığınma gibi bir gücü yakalayamaz artık.


Eğer Qasimo’yu dinlemişseniz, içinizde buruk bir yara açılmışsa, Bir annenin kuzusu yerine koyduğu yüreği Qasımo için dünyayı kavuracak kadar, söz biriktirmiş ve baharın bile neden erken geldiğinden şikayetçiyse, O zaman sizin Qasımo’ya geri dönmeniz mümkün değil.


Qasımo’nun müziğinin gölgesinde, Serhat’ın sarp dağlarına doğru süzülerek yol alan atın sırtındaki yiğidin, yaralı bedeniyle karşılaştığınızda, yüreğinizdeki “Ax!” sizi geri dönüşü olmayan bir serüvene sürüklemişse ve bu melodinin son sözleri bir tutam müzikte, “Qasımo menal!” ile kavrulmuşsa, kalbiniz artık eskisi gibi atmayacaktır.


Eğer bir annenin ağıtının bile “imdat” dilediğini duymuşsanız, eğer çaresizse bir anne ve Meyro’nun Qasımo’sunun derinleşen yarasına merhem bulamıyorsa, o zaman sizin tek bir çareniz var: SERAYÊ.


Qasımo’dan sonraki durağınız, kaçınılmaz olarak Serayê’dir.


Serayê’ye ulaşmayı beklemek; ya da Qasımo’yu Serayê ile buluşturmanız sizi beklemekten kuratarabiliyor.


Bu müzikte hem yıkıntı, hem de kurtuluş var!


Mamed Axa’nın Serayê’si’nin dostu olmak isteyen, evinin yıkılmasına, kılıcının bükülmesine rıza gösterendir.


Mertebesi yükseklerin yer aldığı bir cemaatte Serayê’ni dostu olmakla övünen birinin gururu yüksektir, sevinci onu kanatlandırıp diyardan diyara uçuracak kadar diri bir maceradır artık. Serayê’nin dostu olan adamın başı, diktir.


Serhat’ta sonbaharın geldiği bir sabah vakti, Serayê’yi kaybeden yiğit bir adam, kin duymayacak kadar tapıyorsa ona;


Serayê’nin sözlerinin ustası Şakiro ise ve eğer Şakiro bu sözleri halktan edinmiş, sonunda, Serayê albümünde Serayê, size duygu sisteminizin alışık olmadığı bir müzik darbesi yaşatıyorsa;


Eğer Serhat’ı tanımıyorsanız;


Serayê’yi hiç duymamışsanız;


Baharla, güzü birbirinden ayıracak ritmlerin gölgesinde, yüreğinizle yalnız kalmak istiyor, bir yanınızı acılar dünyasının nağmelerine sarılı Qasımo sarmışsa;


Ve eğer dinlediğinizde, beyninizin o ana kadar, Serayê’nin kudretinden bihaber oldukları için, çalışmayan hücrelerini duygu krizine sokacak, o bilmediğimiz sevgi felaketi Serayê ile tanışmışsanız…


O zaman sizin de Serayê’den kurtuluşunuz yok. Yüreğiniz bir melodi yumağı gibidir. Yürüyemeyecekseniz, avuçlarınızdan sıyrılıp yere çakılacak bir yürek taşıyorsunuz. Bu melodisiz yaşam olmayacak artık.


Artık “Savaş ve barış gibi bir davadır bizim diyarların davası!”na sevdalısınız. Zor spas Delîl Dîlanar!!!


Selimferat@aol.com


Burcu ve Delîl Dîlanar


Burcu ve Delîl Dîlanar

03 Nisan 2008

HAKAN AKAY

Burcu, acaba bizleri o küçücük, o pırıl pırıl dünyasına kabul edecek mi, bilmiyoruz. Kim bilir, belki de onunla bir bağ kurabilip, onu yaşama, bizlerin arasına döndermek için ikna edebiliriz diye bu satırları yazıyorum.


Henüz 16 yaşındaki Burcu’nun, görünürde hiç bir sağlık sorunu yokken, birden olduğu yere çöküp kalıyor. En acil şekilde hastaneye kaldırılan Burcu’nun, beyin kanaması geçirdiği anlaşılarak hemen tedaviye alınıyor. Dış dünyayla tüm bağları bir anda kopan Burcu’ya gerekli ameliyat yapılamıyor. Kalbiyle ilgili bir kopmlikasyonun da ihtimal dahilinde olduğundan yola çıkılarak, gerekli solunum cihazlarına bağlanan Burcu için, bir dizi tibbi hazırlıklar yapılarak beklemeye başlanıyor.


Bu arada doktorları, Burcu’nun tedavisine başlayabilmek ve Burcu’nun da başlanacak tedavilere cevap verebilmesini kolaylaştırmak için, 21. yüz yıl modern tıbbının da tıkandığı noktada ailesinin yardımına başvuruyor. Varsa ve mümkünse, mesela en çok sevdiği insanları, ya da severek dinlediği müzikleri odasına getirip, Burcu’yla duygusal bir iletişim kurmaya çalışıyor doktorları.

Babası bunu duyar duymaz hemen Delîl’i telefonla aramaya başlıyor.

Çünkü, Burcu bir Delîl hayranı!

Serayê albümünü bıkmadan, usanmadan çıktığından beridir hep dinliyor ve Delîl’in nerede bir programı varsa, gidip katılmak istiyormuş.


Ve hatta Burcu, Delîl’i dinlemek için Hamburg’daki Newroz programına bile gitmek istemiş, ama Köln’den çok uzak olduğu gerekçesiyle, babası tarafından bunun yerine Essen şehrindeki Newroz şenliğine götürülüceği sözü verilmiş. Onlarca kez ve onlarca kişi tarafından sürekli telefonla aranan Delîl’e bir türlü ulaşamayan ailesi, hemen Delîl’in müzik cd’sini Burcu’nun odasına getirip dinletmeye başlamışlar.


O sırada spor salonundan çıkan Delîl ise kendisini arayan onlarca kişiyi ve yolladıkları “Delîl, beni acil ara!“ mesajlarını görünce çok şaşırıyor ama bunları 1 Nisan’da kendisine şaka yapmak isteyen arkadaşlarına bağlıyor. Kimi arasa, “En acil şekilde üniversite hastanesine gel!“ diye cevap alınca da, hem tedirginliğe kapılıyor hem de bunun tatlı 1 Nisan şakası olmasını ummarak hastaneye koşuyor.

Ve malesef umut ettiği çıkmıyor Delîl’in.


Kısa bir süre önce, kendisine bir fotoğrafını imzalayıp yolladığı Burcu, komada kendisini bekliyor. Hem büyük bir şok, hem de hayatında ilk defa böylesi bir durumu yaşayan Delîl, acı, hüzün, çaresizlik ve umudun aynı anda yaşandığı hastane koridorlarından yavaşça, kendisini bekleyen Burcu’nun odasına giriyor. Burcu’nun baş ucunda oturarak, bir eliyle Burcu’nun elini tutup, diğer eliyle de Burcu’nun saçlarını okşayarak, göz yaşları arasında stranlarını okumaya başlar.

Burcu için tam bir rüya aslında!


En çok sevdiği ve stranlarını, müziklerini ezberlediği sanatçı, sadece ve sadece onun yanında, ona stranlarını okuyor!.. Kim bilir, belki de büyük bir çığlık atıp, en çok sevdiği sanatçının boynuna sarılacaktı Burcu. Ama şimdilik yapamiyor... Delîl, tüm gücü ve enerjisiyle, Burcu’yu dalıp gittiği rüyalar ülkesinden dönderip, harikalar ülkesine, yani yaşama geri getirmek için çabalıyor...


Ve Delîl o gün Burcu’ya özel bir konser sözü veriyor. Eğer Burcu, kendisini ve onu seven yüzlerce insanı kırmayıp da harikalalar diyarına dönerse, söz olsun ki; Delîl kendi grubuyla birlikte, sadece Burcu’nun dinleyici olarak katılacağı özel bir salonda, özel bir konser verecek!


hakanakay@gmx.de